Ben ve yazmak…

Ben ve yazmak…

Geçirdiğim süreç içerisinde ki bu son yirmi yılı çok yoğun yaşadığımı söyleyebiliriz, birçok kez yazdım. Ancak hep kopuk kopuk oldu zorunluluktan.  Araya ameliyatlar, rehabilitasyonlar şunlar bunlar girdi. Evet, çok zor bir dönemdi, hem benim açımdan hem ailem açısından.

Bu işin bir de İngiltere ayağı var. Trafik kazası çok büyük talihsizlikti ancak bunu öyle görmeyip yapabildiğimin en iyisini yapmaya uğraştım.

İngiltere’de doktorlar aileme “Hazırlıklı olun, hiç kalkmayabilir” demişler. Komada uzun süre yattım. Bahsedecek o kadar çok konu ve doğası gereği insan var ki.

Olduğu gibi kabullenmem olayı öyle çok zaman aldı ki! Yirmi yıldan bahsediyoruz. On yedi yaşımda Londra’da geçirdiğim kazada, kim derdi otuz dokuz yaşıma kadar gelebileceğimi!

İnat ettim el mi yaban ben mi dedim ve sürekli çalıştım. Hala da çalışıyorum. Her şeyi sil baştan öğrendim. Yemeyi,  içmeyi, yürümeyi. Yürümek derken adım atmayı, konuşmayı. Doktorum şimdi aile dostumuz oldu Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ inanılmaz kapılar açtı önüme. Onunla konuşma terapisi sırasında, kendisi de önceleri beyin kanaması geçirmiş olduğundan çok iyi anlaşıyorduk. Şiirler okuduk, önceleri ses çıkartmaya çalıştık. Ben O’nla ilk konuştum. Ses bile çıkaramıyordum düşünün. A’dan başladık. Boğazımdan delik açtıkları için konuşmak hayli zordu. İngiltere’de açtıkları delik döndüğümüzde kapanmıştı hemen hemen.

O günlere döndüğümde biraz kötü oluyorum fakat yazmadan duramıyorum.

Büyük travmaydı. Hem de çok büyük. Hiç mi isyan etmedim? Etmez olur muyum. İntahara bile kalkıştım. Çok kötüydüm. Şimdi bipolar tanısı var üstümde. Yükselip alçalıp duruyorum. Haplarım sadece iki adete indi. Bastonla yürüyorum. Daha yeni azaldı haplarım. Bastonu atmam biraz zaman alır. Umarım bu bipolaritenin de sonu olur ve bir daha bastona geri dönmem.
27.05.17
Ayça Ersoy

 

Leave a reply

 

EnglishTurkey